Mart 22, 2013

"uyandığım zaman, bir gün önce bıraktığım her şeyi sıcak bir aydınlık içinde buldum."

bu cümleyi okuduğum an, içinde bulunduğum o adsız şeyin çaresizlik boyutunun düşündüğümden daha yüksek olduğunu anladım. insanların sıcak aydınlıkları varmış. benimkiler ise soğuk bile değil. soğuk olsa severdim zaten, soğuğun samimiyeti sıcakta yok. hiç olmadı.
sıcak aydınlıklar da hiç olmadı. uyandığım zaman ilk düşündüğüm şey uyuduğum anlar oluyor hep. uykuyu kavramaya çalışmak ve uykuyla yok olmanın aynı şey olduğunu düşünmek. bir gün önce bıraktıklarım ise, ben olmasam da onların var olmaya devam edeceğini haykırıyor bana adeta. sadece kendime ait eşyaların bulunduğu alanlarda olmayı çok severim fakat o çok sevdiğim şeylerin bile bana kafa tuttuğunu düşünüyorum ara sıra. üstelik, ben onların üstünlüğünü çoktan kabul etmişken.
ha, sıcak aydınlıklar. bu dünyada insanları kandırmayı en iyi beceren şey gün doğumudur. hiçbir şey demeden çok şey vadediyor ve insan, bu vaat karşısında kayıtsız kalamıyor, inanıyor. her yeni gün, sanki her şeyi değiştirip daha iyiye götürecekmiş gibi yapıyor. sonra gün boyu “bi’şey olacakmış” gibi, “bi’şey olacak ve her şey daha iyi olacakmış” gibi hissediyorsunuz. gün sonunda size kalan tek şey ise ertesi gün doğumunun vaatleri oluyor. bu yüzden bazıları için gün doğumu değil, gün doğumundan bir süre öncesi güzel. havanın aydınlığı getirmeden önceki dakikaları. koyu lacivert anlar. bu koyu lacivert zamanları izleyip tam aydınlığın geldiği anda uykuya dalmak en zevkli şeylerden biri. çünkü gün sizi kandırmaya başlamadan, onun sesini kesmiş oluyorsunuz.
evet sıcak aydınlıklar. güneşin bile getirmeye gücünün yetmediği sıcak aydınlıklar. güneş mi getirir, onu da bilmiyorum ya gerçi. insan görmediği, bilmediği bir şeyi tanımlayamıyor, zorlanıyor. şu an tek bildiğim, birilerinin sıcak aydınlıklara sahip olduğu. emin olduğum şey ise, sıcak aydınlıklara sahip olamayacağım.
sıcak aydınlıklarınız varsa, bir gün önce bıraktıklarınızı çıkarın ve önce kendinizi bulun onun içinde. kıyafeti giymek, elinizde taşımaktan daha iyidir çünkü.

2 yorum:

Polat Bozkurt dedi ki...

nerede okuduğunu sorabilir miyim "cümleyi"bir de bu "karanlık, artık hurda bir eşyadır ve en güzel yerinde durur evin." senin mi

yağmur t. dedi ki...

o okuduğum cümle sabahattin kudret aksal'ın hayriye hanım adlı öyküsünde yer alıyor. "karanlık artık hurda bir eşyadır ve en güzel yerinde durur evin" ise bana ait değil. büyük ev ablukada'nın "en güzel yerinde evin" şarkısından bir cümle.